bir andır.
Çanakkale Savaşları insanlığın bir daha asla göremeyeceği muhteşem
olaylarla örülüdür.İki düşman milletin birbirinin boğazını sıktığı gibi birbirin
yarasını da sardığı ender savaşlardan biridir.Çanakkale Savaşlarını en iyi
şekilde öğrenip gelecek kuşaklara da en iyi şekilde öğretmek istiyorsak savaşın
perde arkasındaki güzellikleri de anlamak ve özümsemek gerekir.Çünkü burada
yaşanan olayların temelinde Türk din ve maneviyat düzeninin özü yatar.
Çanakkale Zaferi emperyalist batı ülkelerinin en gelişmiş teknolojisine
karşın Allah’ın ve Peygamber Efendimizin yardımıyla kazanılmış kutsal bir
zaferdir.
(Muhammed Suresi,7)
Çanakkale’de 5. Ordu komutanı olan Alman general Liman Von Sanders
,bir teftiş sırasında Mehmetçiğe soruyor:
“İyi savaşıyor musunuz?”
“Evet kumandanım!”
“Niçin savaşıyorsunuz?”
“Allah rızası için”
Bütün Mehmetçiklerden hep bu cevabı alan Alman general , şu yorumu
yapar:
“Evlatları Allah rızası için Çarpışan bir millet ebediyen var olur!..”
“Savaşta silahlar önemlidir , komutanlar önemlidir; ama daha önemli olan
maneviyattır , ruhtur!..”
General Mac Arthur
“Anlamıyor musunuz? Biz Çanakkale’de Türklerle değil , Allah ile
savaştık!..Tabii ki yenildik…”
Churchill
CEVAT PAŞA ve KUTSAL MAYINLAR
25 Şubat 1915. Düşman donanmaları üçüncü kez istihkamlarımıza
saldırmış; Seddülbahir ,Kumkale,Orhaniye ile Ertuğrul tabyaları düşmanın ateşi
karşısında cehennemi bir hal almıştı.
İstihkamlarımızdaki toplar,top çemberlerinin bozulması , namlulara , top
raylarına isabet eden düşman mermileri ile işleyemez duruma gelmişti.
Müstahkem mevki kumandanı Cevat Paşa o gece çok yorgun ve huzursuz
idi . Rüyasında Allah tarafından buyuruldu ki: Ey Cevat , sen Müslüman Türk
topraklarının kumandanısın , size müjdeler olsun ki topraklarının kumandanısın
,size müjdeler olsun ki yakında zafere nail olacaksınız .Deniz üzerine
bak.Denizin üstünde nurlu dalgalar arasında kef ve vav harflerini görür ve
hemen uyanır.Rüyasını etrafındakilere anlatır ancak kimse bu rüyaya bir yorum
getiremez.Daha sonra yine tanıdığı bir ses ona “Ey Cevat . Depolardaki 26
mayını denize döşe, der.”
6 Mart 1915 günüCevat Paşa ,Nusret Mayın gemisi Komutanı Yüzbaşı
Hakkı Beyle ,Nazmi beyi makamına çağırıp onlardan 7/8 mart gecesi depolarda
mevcut olan 26 mayının 13’erli iki sıra halinde denize döşenmesini ister.
7/8 Mart gecesi tüm hazırlıklar tamamlanıp ,namazlar kılındıktan sonra
tarihi görev için harekete geçilir. Kaptan Tophaneli Hakkı Bey, Nusret’i
Akyarlar’a doğru getirir.Ölçülen derinliğin 47 metre olduğu öğrenilince ilk
mayın boğazın sularına bırakılır. Belirli aralıklarla tüm mayınlar denize döşenir
ve “tam yol” kumandasıyla Nusret Maydos’a (Eceabat) doğru ilerlemeye
başlar.
Çanakkale Savaşları, vatanını ve bayrağını korumak için yokluklar içinde hiç düşünmeden cepheye koşan, ”ölürsem şehit, kalırsam gazi olurum” anlayışıyla Gelibolu Yarımadası’nda canını ve kanını hiçe sayıp, düşman kuvvetlerinin üzerine korkusuzca atılan Mehmetçiğin kahramanlık destanı olarak hafızalardaki yerini aldı.
Dünyanın en güçlü donanmasına karşı, gelecek nesillere gurur ve heyecanla anlatılacak bir destanın temsilcisi olan kahraman Türk askeri, cephede düşman ve yoklukların yanı sıra savaş hileleriyle de mücadele etti.
Çanakkale’yi geçemeyeceklerini anlayan müttefik güçleri, başta İngiltere olmak üzere çekilmenin hesabını yaparken, Türk askerlerinin çekilmeden haberdar olmaması için değişik savaş hilelerine başvurdu. General Hamilton’un, anılarında savaş hileleriyle ilgili olarak şu anektod yer alıyor:
”Türk askerlerini şaşırtmak için yolcu gemilerine, şileplere sahte bacalar, sözde toplar, uydurma direkler eklendi. Böylece İngiliz gemileri ‘Tiger’ ya da ‘lnflexible’ kruvazörlerine benzetildi. Karşı taraf bu gemilere ateş edip, boşuna pek çok mermi harcadı.”
Hamilton’un, 17 Ekim 1915′te görevden alınmasının ardından yerine atanan İngiliz General Charles Monro, Gelibolu Yarımadası’nda yaptığı incelemelerin ardından İngiltere’ye, Gelibolu’daki askeri birliklerin tahliye edilmesi yönünde rapor gönderdi.
Bunun üzerine düşman askerlerinin, 8-9 Aralık 1915 gecesi Gelibolu Yarımadası’nı deniz yoluyla tahliyesine başlandı. Her akşam ortalık karardıktan sonra Anzak ve Suvla koylarına kurtarma sandalları, çıkarma tekneleri yanaşıp, durmadan asker, hayvan, top ve diğer savaş malzemelerini taşıdı.
Önce hasta ve yaralılar nakledildi, onları savaş esirleri takip etti. Son olarak sıra askerlere geldiğinde, Mehmetçiğin ayak seslerini duymaması için postallar paçavralarla kaplandı.Personel kaybını en aza indirmek amacıyla her şey en ince ayrıntısına kadar düşünüldü. Cekilmenin başarılı sonuçlanması için geride karşılıklı iki konserve kutusundan diğerine damlayan suyun ağırlığıyla ateş alan ayarlı ve sonradan patlayacak tüfekler, takip edilmelerine karşı mayınlar bırakıldı. Askerlerin gittiğinin Mehmetçik tarafından anlaşılmaması amacıyla mevzilerde içi samanla doldurulan ve üniforma giydirilen maketler yerleştirildi, tahtadan atlar yapıldı. Düşman askerleri 20 Aralık 1915′te Anafartalar’dan, son düşman birliği ise 9 Ocak 1916′da Seddülbahir bölgesinden bir daha gelmemek üzere Gelibolu Yarımadası’nı terk etti.









